SENDİKAL CAZİBELER

Sendika, tanımı ve tabiatı gereği, üyelerinin ve dolayısıyla temsil ettiği kesimin ekonomik, sosyal, mesleki hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek gibi bir sorumluluğun sahibidir. Öte yandan; memur sendikacılığıyla birlikte sendikal anlayışta da bir dönüşümün yaşandığı ülkemizde, artık sendikalar sadece “ücret sendikacılığı” yapmamakta; aynı zamanda birer sivil toplum örgütü olarak faaliyet yürütmektedirler. Yani sendikalar, günümüzde topluma ve ülkeye karşı önemli bir sorumluluğu da taşımaktadırlar.

İşte, bu iki sorumluluk sendikaların; üyeler, çalışanlar ve toplum nezdindeki itibarını ve etkisini tayin eden göstergelerin başında gelir. Bu iki hususun gereğinin yerine getirilmesi sendikaların cazibesini belirleyen başlıca etkendir.

Nitekim, çalışanların sendikalara üyeliği ve sağlanan kamuoyu desteği de bu cazibeyle doğru orantılı olarak gerçekleşmektedir.

Bu noktada iki türlü cazibeye örnek vermek istiyorum:

Birincisi “SENDİKAL CAZİBE”dir. Burada;

Sendika, ilkeli, kararlı ve mücadeleci bir sendikacılık anlayışını benimsemiştir. Üyelerinin ve çalışanların haklarının korunması için tavizsiz bir mücadele ortaya koymaktadır.

“İdeolojimiz, memurun meselesidir” düsturunu şiar edinmiş olan sendika, iktidarda hangi partinin olduğuna bakmaksızın, “Toplumsal muhalefet” görevini ahlaki bir şekilde sürdürmektedir.

Çalışanların sesini duyurmak için her türlü meşru yöntemi sonuna kadar kullanan sendika; kitle iletim araçlarını ve medya imkanlarını değerlendirmesinin yanı sıra, demokratik tepkilerini dile getirdiği eylem ve protestoları da her zeminde gerçekleştirmektedir.

Demokratik tepki ve meşru eylemlerinden sonuç alamadığı durumlarda da hukuka başvuran sendika, hak edilenin alınması için adalete olan güvenini her zaman sergilemektedir.

Çalışanlardan aldığı gücü yine ve yalnız onlar için kullanan sendika, hiçbir zaman siyasetin ya da bürokrasinin taşeronluğunu yapmamaktadır. Sendikanın, çalışanlara karşı tek bir taahhütü vardır: “Hizmet için mücadele…”

Parçası olduğu topluma karşı manevi bir sorumluluğu olduğuna inanan sendika, milli bir sivil toplum kuruluşu olarak tarihi bir görevi ifa ettiğinin farkındadır. Bu farkındalığın gereği olarak cesaretle mücadele ortaya koyarken, hiçbir çıkar hesabı gütmeden milletin hislerine tercüman olmaktadır.

İkincisi de “UTANÇ CAZİBESİ”dir. Burada ise;

Sendikanın, çalışanların haklarını korumak gibi bir kaygısı yoktur. Çok farklı öncelikleri sözkonusudur. Dolayısıyla kararlı ve mücadeleci bir sendikacılık anlayışının gereğini hissetmemektedir.

Sendikanın şiarı, iktidarın politik stratejisi ve beklentileridir. Bundan dolayı, “Toplumsal muhalefet” gibi ahlaki bir görev, taşınması gereken bir sorumluluk olarak kabul edilmemiştir.

Sendikanın öncelikli kaygıları arasında, çalışanların sesi olmak gibi bir hissediş olmadığı için; iktidar temsilcilerine karşı -yanlış yapsalar dahi- demokratik tepki oluşturmak, eylem yapmak, protesto düzenlemek gibi faaliyetler sendikanın vasıflarından çok uzaklarda durmaktadır.

Varlık gerekçesini, siyasi iktidarın taşeronluğu olarak kabul eden sendika; çalışanların herhangi bir mağduriyetinin sözkonusu olamayacağı anlayışından hareketle hiçbir hukuki girişime gerek duymamaktadır.

Çalışanların akıl ve iradesini kendi siyasi anlayışına ipotek eden sendika; iktidarın kulu olarak gördüğü çalışanlardan aldığı gücü, politik yandaşı olduğu sahiplerine tahvil etmektedir. Çalışanları; zayıf karakterli, ilkesiz, omurgasız, dünya görüşü olmayan, korkak bireyler olarak kabul eden bu sendikanın taahhütleri de çeşit çeşittir: “Müdür yaparım, amir yaparım, memur yaparım, tayin ederim, ahiret ve dünya menfaati sağlarım… yeter ki GÖMLEĞİNİ ÇIKAR GEL.” Hatta ilkesizlikte hızını alamayan sendika biraz daha abartır; “5 üye kaydedene gömlek-kravat, 10 üye kaydedene takım elbise, 20 üye kaydedene 2 günlük tatil veririm..!”

Bu tip bir sendika, kendini bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olarak değerlendirmez. Hele ki, milli olarak hiç nitelendirmez. Parçası olduğu topluma karşı manevi bir sorumluluğu olduğunun farkında olmayan sendika; tam aksine küresel organizasyonların ve siyasi iktidarın projelerinin toplumsal alt yapısını sağlamak gibi yüce bir idealin ve karşılığı olan nemanın peşinde hırsla koşmaktadır.

Kıymetli eğitim çalışanları,

Bu anlatılanlar, kimi okuyuculara mübalağa olarak gelebilir. Lakin etrafımızda olup bitenler –özellikle son altı yıldır- biraz dikkatlice seyredilirse, söylenenlerin az bile kaldığına şahit olunacaktır.

Çalışanların, tez zamanda UTANÇTAN kurtulması dileğiyle…