HER ZULMÜN BİR SONU VARDIR.

Ülkeyi on iki yıldır yönetenler konuşmalarında, yaptıkları açık hava toplantılarında; dinden, adaletten, kariyer ve liyakatten bahsettiler. Peki, dini referans aldığı iddiasında olan iktidar ve Millî Eğitim Bakanlığı dine uygun hareket etti mi; gerçekten adil ve adaletli davrandı mı? Yaşananlara baktığımızda tam tersine hareket ettiklerini; çalışanlar arasında büyük bir ayrışmaya, kamplaşmaya neden olduklarını görüyoruz. Özellikle Milli Eğitim Bakanlığında Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanmayan siyasi ayrışmaya bu dönemde tanık olduk. Çalışanlara yapılan zulmü gördük. 
MEB adalet çizgisinden uzaklaşmış; binlerce insanın emeğini, alın terini yok saymıştır. Çıkarılan yönetmeliklerle asrın yönetici soykırımı yapılmış; hukuk ve vicdanlar rafa kaldırılmıştır. Yönetici atama sürecinde öylesine adaletsiz, insafsız ve kayırmacı tutumlar sergilenmiştir ki; bu dönem, demokrasi, insan hakları ve hukuk açısından ülkemiz adına kara bir leke olarak tarihteki yerini almıştır. Çıkarılan bir kanunla bir gecede 76 bin yöneticinin unvanları elinden alınmıştır. Görevden alınan yöneticilerin çoğunluğunun suçu ise Türk Eğitim -Senli olmak, vatan sevgisi ile dolu olmak ve iktidarın uşaklığını yapmamış olmaktır. Devlet memuriyetinde “yandaş performans kriterleri” geçerli olmuştur. Küçük makamlar için birçok insan sendika değiştirmiş veya haksız yere bir makama gelenler şahsiyetlerinden, onurlarından taviz vermiştir. 
Okul yönetici değerlendirmelerinde, yöneticilerin okula yapmış olduğu katkılar, aldığı ödüller, başarı belgeleri, akademik kariyerleri dikkate alınmamıştır.   Bırakın valileri, bizzat Milli Eğitim Bakanlarından başarı ödülleri alan okul müdürleri bile uyduruk komisyonlar tarafından “başarısız” görülmüşlerdir. Millî Eğitim Bakanlığınca, kul hakkı anlayışı yok sayılarak çalışanlara zulmedilmiştir. Millî Eğitim Bakanlığı her türlü kirli ilişkilerini sürdürürken kendisine sendika diyen sendikamsı varlıklar da bu kirli pazarlığın içinde olmuştur. Kirli ilişkilerle, makam, mevki vaatleriyle üye avına çıkılması, onurdan, şereften yoksun bir yolun tercih edilmiş olması, sivil toplum adına utanç verici bir durumdur. Söz konusu bu kişiler adaletsizliğe, zulme, karşı gelmek yerine; yaşanan süreci kendi çıkarları doğrultusunda kullanma ahlaksızlığını tercih etmişlerdir. Bu durum da ayrı bir garabettir. Velhasıl Milli Eğitim Bakanlığı görüldüğü üzere çeteler eliyle yönetilmiştir. Çalışanlara “bana üye olmazsan senin stajyerliğini kaldırmam, bana üye olmazsan seni yönetici yapmam” diyen anlayış ahlaktan yoksun, küçük, kirli, şeref yoksunu bir mahsulün ürünüdür. Muğla Milas’ta İlçe Milli Eğitim Müdürü, müdür atama komisyon üyelerine daha mülakat yapılmadan “bu liste doğrultusunda puan vereceksiniz” diyebiliyorsa ülkenin geldiği durum çok vahimdir. Yine bu yönetici atama sürecinde Şanlıurfa ili Birecik ilçesinde Eğitim Bir-Sen ilçe temsilciliği tarafından hazırlanan ve sözlü sınav komisyonuna iletilen bir belge ile MEB’de işlerin nasıl pazarlıklarla yürütüldüğü ortaya konmuştur. Sınava girecek 64 kişinin isimleri karşısına; görev yeri, alanı, sendikal bilgileri, siyasi görüşleri, karakter özellikleri yazılmış ve sınavda kimlerin başarılı olması gerektiği belirtilmişti. Bu bir fişlemeydi. “Aşırı ülkücü birisi, alevi, çok tehlikeli, parelelci” gibi değerlendirmeler yapılmıştı. Bu yapılanların tek adı vardır. O da darbedir. Bu darbe biat kültüründen beslenenleri el üstünde tutmaya, muhalif sesleri, iktidara yandaşlık yapmayanları ise susturmaya yönelikti. Bu anlayış basit, ayrıştırıcı ve demokrasiyi, insan haklarını, adaletli yönetimi yerle bir eden bir anlayıştır. 
Başarılı hizmetleri olan birçok okul müdürü, okuldaki öğretmen arkadaşlarından yüksek puan almış olmasına rağmen; idare adına değerlendirme yapan komisyon üyeleri tarafından düşük puanlarla değerlendirilerek baraj altında bırakılmış ve görevlerine son verilmiştir. Süreç, öylesine gayri ciddi bir şekilde yürütülmüştür ki; komisyon üyeleri tarafından, ölenlere, emekli olanlara, müdürlük görevinden ayrılıp öğretmenliğe geçenlere, hatta belediye başkan yardımcılığına geçmiş olanlara dahi müdürlük değerlendirme puanı verilmiştir. Hayatını kaybetmiş okul müdürüne tam puan verip “göreve devam” vizesi çıkarmışlardır. Bu da göstermektedir ki, puanlama yapan şube müdürleri aylar öncesinden ellerine verilen sipariş listeler üzerinden bir çalışma yapmışlardır. Ülke genelinde idare adına puanlama yapan bu şube müdürlerinin çok büyük bir kısmı puan verdikleri okul yöneticilerini tanımamakta, okulları hakkında da bir bilgiye sahip bulunmamaktadır.  Çünkü bunların önemli bir bölümü yeni göreve başlamıştır ve okul idarecilerini tanımamaktadır. 
Değerlendirmeler sonucunda, mevcut hükümete yakın bir pozisyon almış sendikanın üyelerinin neredeyse tamamının başarılı bulunmuş olması; diğer sendikalara üye olan ya da hiçbir sendikaya üye olmayan idarecilerin çoğunun görevinin sonlandırılmış olması, yapılan değerlendirmelerin ne derece hukuki olduğunu göstermektedir. Değerlendirmelerde başarı, bilgi, tecrübe hiç önemsenmemiş; adam kayırma, emek hırsızlığı, usulsüzlük, kişiye özel puanlamalar ve gayri ciddilik, masa başı ilişkiler, gayri ahlaki ilişkiler söz konusu olmuştur. Dolayısıyla üzülerek ifade ediyoruz ki, okullarımızın önemli bir bölümü artık başarılı okul müdürlerine değil, objektif olmayan değerlendirmelerle koltuklarını koruyan kapı kullarına emanet edilmiştir. Bu kaos demektir, kargaşa demektir. Nihayette öyle olmuştur. Türkiye genelinde Milli Eğitim Müdürlükleri uhdesinde oluşturulan mülakat sınav komisyonlarınca yüksek puan verilen kişiler garip bir tesadüf neticesinde ekseriyetle Eğitim Bir -Sen üyesi  olmuş, diğer sendika üyesi olan ya da sendika üyesi olmayan adaylara ya çok düşük puan verilmiş ya da atamaya yeter olmayacak göstermelik puanlar takdir edilmiştir.  Millî Eğitim Bakanlığı’nda, Bakanlık bürokrasisinin ve siyasi iradenin talimat ve telkinleriyle resmen paralel bir yönetim ihdas edilmiş ve tüm süreç bu paralel irade tarafından yürütülmüştür.
Türk Eğitim- Sen olarak yönetici atama konusunda hak, hukuk, bilgi, kariyer, liyakat, objektiflik gibi ilkeleri tartışmasız hayata geçirecek bir anlayışın hâkim olmasını istedik. Yönetici atamalarında, Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama ve Yer değiştirmelerine İlişkin eski Yönetmelik’te olduğu gibi sadece yazılı sınav sonuçlarına göre yönetici atama uygulamasının devam etmesini istemiştik. Bu taleplerimiz tabi ki kabul görmedi. Sonuçta bir ayrıştırma, kamplaşma yaşandı. Liyakatsiz yöneticiler iş başına getirildi. Ciddi anlamda bir huzursuzluk oluştu. Millî Eğitim Bakanlığına güven kalmadı.
Zulüm ve korku ile bir yönetim anlayışının sürdürülemeyeceği bir gerçektir. Er veya geç bu anlayış günün birinde mahkûm olacak, toplumdan gereken cevabı alacaktır. Yüce Peygamber; “Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır” buyuruyor.  Köklü bir maziye sahip olan milletimizde her zaman millet olmanın şuurunda hareket etmiştir. 7 Haziran seçim sonuçlarına göre aziz milletimiz bir cevap vermiştir. Bu cevap bir uyarıdır. Seçim sonuçlarını iyi okumak gerekir. Bu cevapta, zulme uğrayan, ötekileştirilen eğitim çalışanlarının büyük payı vardır. İnsanların zorla bir sendikaya üye olma süreci bitmiştir. Korku imparatorluğu yıkılmıştır. Türkiye için, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, çalışma barışı, adalet, adil bir yönetim için yeni bir döneme kapı açılmıştır. Bu rahatlama ile Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun okul müdürü, müdür başyardımcısı, müdür yardımcısı atamaları konusundaki kararı daha bir rahatlatmıştır. Bu karara göre; Müdür Yardımcılığı, Müdür Baş Yardımcılığı atamaları hukuka uygun bulunmadı. Ayrıca altı aydan daha az süreyle görev yapan ilçe Milli Eğitim Müdürleri, şube müdürleri, okul müdürlerini değerlendiremez diyerek yürütmeyi durdurma kararı verdi. 
Herkes biliyor ki; Milli Eğitim Bakanlığı çalışanlarına zulmetmiştir. Bir yerde adaletsizlik varsa orada zulüm vardır. Devlet malını çalmak, ihalelere fesat karıştırmak, emanete hıyanet etmek, görevini istenilen şekilde yerine getirmemek, işi ehline vermemek bunların hepsi zulümdür. Milli Eğitim Bakanlığında adalet anlayışı yerini zulme terk etmiştir. Hak, hukuk ve doğruluğun olduğu yerde zulüm olmaz, zalimler bulunmaz. Zulmün bulunduğu yerde hak yemek, insanları sömürmek, doğruluktan ayrılmak, görevini yapanları bu benden değildir, benim gibi düşünmüyor anlayışı ile uzaklaştırıp kendine biat edenleri iş başına getirmek gibi kötülükler vardır. İşte tam da burada, Millî Eğitim Bakanlığını zalimlerin yönettiğini söyleyebiliriz. Binlerce insanın emeklerini yok saymışlardır. Bu haksızlığı yapanların, destek olanların, olaylara sessiz kalanların, görmemezlikten gelenlerin vicdanları körelmiş, kalpleri kararmıştır. Yüce dinimiz, insanların birbirine zulmünü azapla tehdit etmiştir. Hz Peygamber S.A.V: “Müslüman, Müslümana zulmetmez. Müslüman, Müslümanı yalnız bırakmaz” buyurmuştur.                                                                       
İktidar olanlar, yetkiyi tek başına kullananlar maalesef güç bende diyerek kendinden olmayanları dışlamıştır. Dünyada ve ülkemizde şiddet olayları, haksızlık, adaletsizlik her geçen gün biraz daha artmıştır. Dün tahtını garanti altına almak için minik bebekleri öldüren Firavunlar, bugün de Işid gibi kelle kopararak aynısını yapmaktadır. Suçsuz, günahsız yere insanları yerinden, yurdundan etmek, başarılı olmalarına rağmen sen bana tabii değilsin, benim gibi düşünmüyorsun diyerek görevden almakla, Işid gibi kelle almak arasında bir fark olmasa gerek. Zulüm bir virüstür. Bir hastalıktır. Yüce Mevla’m milletimizin tüm fertlerini bu hastalıktan korusun. Zalimlerin kalbinde gerçek iman, Allah sevgisi, insanlık sevgisi, birlik şuuru olmuş olsaydı bunun sonuçlarını düşünerek hareket ederlerdi. Bu davranışı sergilemeyerek haksızlık yapanlar, kul hakkını gözetmeyenler bunun hesabını er veya geç ödeyeceklerdir. Bundan şüphe yoktur. Yüce Allah: “İyilik ederseniz iyilik etmiş olursunuz, kötülük ederseniz o da kendinizedir” (isra 7) buyurur. Zalimler amaçlarına ulaşabilirler, heveslerini tatmin edebilirler, yaptıkları çirkinliklerden dolayı memnun olabilirler ancak bunlar bilmeliler ki, bunun vebali vardır. Bunu yapanların kendilerini de kötü bir sonun beklediğini bilmeleri lazımdır. Haksız uygulamaların kılıfını hazırlayarak biz hukuksuzluk yapmadık diyebilirler. Nasıl bir haksızlık yaptıklarını herkes görüyor, yüce yaratıcı da. Şunu herkes iyi bilsin ki; zulüm yapanların cezası diğer tarafa da kalmaz. Faturaları, cezaları bu dünyada da kesilir. Herkes bilsin ki ilahi adalet mutlak tecelli eder. Bundan kurtuluş yoktur. Unutulmasın ki; “Zulüm ile abad olanın, akıbeti berbad olur.”