BİLGİ EDİN(EME)ME HAKKI

“İdarenin elindeki bilgilere ulaşabilme hakkı” olarak ifade edilen bilgi edinme hakkı günümüzde demokrasi bakımından en gerekli temel haklardan birisi olarak kabul edilmektedir. Temelini düşünce özgürlüğünden alan bilgi edinme hakkı; demokratik hukuk devletlerinde bireyin en önemli güvencelerinden biri haline gelmiştir. Demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün gereklerinden olan bu hak, yönetimin şeffaflığını sağlayarak; bireylerin devlete karşı duyduğu güveni arttırma noktasında önemli bir rol oynamaktadır. Böylece, kullanılan bu hak sayesinde hem halkın devleti denetleme imkanı kolaylaşmakta, hem de devletin demokratik karakteri güçlenmektedir.
Son yirmi yıl içerisinde dünya üzerinde Avustralya, Yeni Zelanda, Filipinler’den Kenya, Nijerya ve oradan da Arjantin, Peru ve Kanada’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada hukuken tanınan bilgi edinme hakkı, ülkemizde 2005 yılında yürürlüğe giren 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ile düzenlenmiştir. 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği ile de Anayasal platforma taşınarak koruma altına alınmıştır. 
4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun genel gerekçesinde; “demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün gereklerinden olan bilgi edinme yasası, yönetimin yaptığı işlemlerden dolayı halkın denetimine açık olmasını sağladığı gibi, halkın devlete karşı duyduğu kamu güvenini de daha yüksek düzeylere çıkarmayı amaçlar” ifadesi yer almıştır. Aynı şekilde, Avrupa Birliği Uyum ve Adalet Komisyonları Raporları”nda da; “Bilgi edinme hakkı, demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün gereklerindendir. Bilgi edinme hakkı, bireylere daha yakın bir yönetim, halka açık denetim ve şeffaflık sağlama işlevlerinin yanı sıra halkın devlete karşı duyduğu kamu güvenini daha yüksek düzeylere çı¬karma noktasında önemli bir rol oynamaktadır. Kullanılan bu hak sayesinde, hem halkın devleti denetimi kolaylaşmakta hem de devletin demokratik karakterinin güç¬lenmektedir.” Denilmek suretiyle demokratik devletler bakımından bilgi edinme hakkının vazgeçilmezliği vurgusu yapılmıştır. 
Bu anlayıştan harekette, 29.11.2002 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan mevcut iktidarın Hü-kümet Programı’nda “Bilgi edinme hakkı, toplumun bütün kesimlerinde yaygınlaştırılacak ve Kamu yönetiminde gereksiz yere genişletilen “gizlilik kültürü” ile mücadele edilecek, kamunun bütün iş ve işlemlerinde şeffaflık asıl, gizlilik istisna olacaktır.” hükmüne yer verilmiştir. Ancak bu süreçte yaşanan pek çok husus gibi bilgi edinme hakkı da sadece lafta kalmıştır. Uygulamada özellikle son yıllarda bilgi edinme hakkı işlevsiz hale getirilmiş; idare çeşitli bahanelerle şeffaflık niteliğinden uzaklaşmıştır. Oysa ki, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’na göre herkes bilgi edinme hakkına sahiptir. Böylece kurum ve kuruluş¬lar, bu Kanunda yer alan istisnalar dışındaki her türlü bilgi veya belgeyi başvuranların yararlanmasına sunmak ve bilgi edinme başvurularını etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak üzere, gerekli idarî ve teknik tedbirleri almakla yükümlü kılınmışlardır. Ancak, Anayasa’nın 74. maddesinde düzenlenen dilekçe hakkı ve yukarıdaki hükümleri ihtiva eden Bilgi Edinme Yasasına rağmen, anti demokratik uygulamalarla karşılaşılmaktadır. Uygulamada, neredeyse bilgi edinme hakkını yerine getirmek istisna hale getirilmiştir. Örneğin, Türk Eğitim Sen olarak, il valiliklerine dilekçe ile başvurarak ücretli görevlendirilen öğretmenlerin; okul öncesi öğretmeni sayısı, sınıf öğretmeni sayısı ve branş öğretmeni sayısı ile bu öğretmenlerin kaçının eğitim fakültesi mezunu, lisans mezunu ve önlisans mezunu oldukları sorulmuştur. Türk Eğitim Sen olarak gerek Valiliklerle yaptığımız gerekse Milli Eğitim Bakanlığı ile yaptığımız yazışma ve görüşmelerde kullanmak için talep ettiğimiz bu bilgiler sendikamız üyelerinin atamalarında, özür veya isteğe bağlı yer değiştirmelerinde üyelerimiz lehine kullanılacak bilgilerdir. Bu sebeple bu bilgilerin tarafımıza verilmesi Bilgi Edinme Hakkı Yasası uyarınca bir zorunluluktur. İstenen bilgiler özel bir çalışma yapılmasını gerektirecek nitelikte olmayıp;  bir devlet kurumunun zaten bilmesi gereken bilgilerdir. Ancak bu gerçekliğe rağmen Amasya, Artvin, Aydın, Bartın, Bolu, Burdur, Diyarbakır, Giresun, Hakkari, Hatay, Isparta, İstanbul, Kars, Kırıkkale, Kilis, Kütahya, Mardin, Ordu, Rize, Siirt, Tekirdağ, Van, Yozgat İl Milli Eğitim Müdürlükleri çeşitli bahanelerle talebimizi geri çevirmiştir. 
Balık baştan kokar derler ya, MEB de talebimize cevap vermemiştir. Bu şu demektir. Milli Eğitim Bakanlığı ücret ödediği "ücretli öğretmen" sayısını bilmediği cevabını vermiştir. Bu son derece vahim bir olaydır.
Sayılan iller arasından bazı İl Milli Eğitim Müdürlüğü, bilgi edinme başvurusuna cevaben; “…istenilen bilgilerin paylaşılması uygun görülmemiştir…” ifadesini kullanarak durumu daha da ileri boyuta taşımıştır. Bu cevap resmi cevap dili ile bağdaşmamaktadır ve demokratik devlet anlayışından da oldukça uzaktır. Keyfiliğin yazıya dökülmüş hali olan bu tavır aslında bir anlayışın tezahürüdür. Bu cevabı ile idare bir anlamda; “Ben demokratik vasfımı yitirdim. İnsan haklarını hiçe sayıyorum. Keyfi uygulamalar yapabilirim.” demektedir.
Görüldüğü üzere, bilgi edinme hakkı, idarenin vatandaşlarına eşit ve tarafsız olarak yaklaşımının tespiti ve sağlanması bakımından son derece önemlidir. Zira, yapılan uygulamaların şeffaflaşması eşitlik anlayışını beraberinde getirecek; Devlet Memurları Kanununda temel ilke olarak benimsenen kariyer ve liyakat ilkelerinin üstün tutulması noktasında da yadsınamaz bir katkı sağlayacaktır. İdarenin uygulamalarının takip edilebiliyor olması uygulamada şeffaflığı; şeffaflık da demokratikleşmeyi beraberinde getirecektir. Bu işlevleri nedeniyle son derece önemli olan bilgi edinme hakkı yukarıdaki örnekte de görüldüğü üzere ne yazık ki idarenin çeşitli bahaneleri ile yok sayılmakta; kişilerin bu haktan yararlanması engellenmektedir. Bu durumun neden olduğu sonuç ise ortadadır. Devlet, şeffaf niteliğini giderek yitirmekte; anti demokratik uygulamalar artmakta, demokratik devlet anlayışından uzaklaşılmaktadır. 
Demokratik rejimin sağlıklı biçimde işleyebilmesi ve insan haklarına saygı anlayışı şeffaflığı bir ön şart olarak zorunlu kılar; şeffaflık ise bilgiye erişim ile olur. Dolayısıyla iyi yönetim hakkı doğrultusunda, yönetimin icraatlarının kişilerce denetlenebildiği ve bilgiye ulaşma yollarının kolaylaştırıldığı bir yönetim tarzı, demokrasinin gelişimi için anahtar bir unsur, şeffaf devletin gerçek bir güvencesidir. Demokrasi bir hesap verme ve sorumluluk rejimidir. Hesap vermekten korkanlar anti demokratik, baskıcı ve adaletsiz şahsiyetlerdir ve elbette tarih tüm bunları yazacaktır.