KARANLIĞA BİR MUM
Günümüzde eğitim çalışanı olmak demek, sorunlarla yaşamak, sorunlar yumağında kaybolmak demektir. Çünkü yüksek gelir gurubundaki bir avuç üst düzey kamu görevlisi hariç, tamamı "İnsan onuruna yaraşır bir hayat sürecek gelir" den mahrumdur.

Eğitim çalışanları Milli Eğitim Bakanlığı,Yurt kur ve Üniversite kesiminde çalışanlar olarak bu ülkeye,devletimize hizmet etmektedirler. Devletin çarkını bu alanlarda işletenler olarak her yönden topluma örnek olmak zorundadırlar. Yasalara göre, kılık kıyafetine dikkat etmek, yani düzgün giyinmek zorundadır. Moralleri iyi olacak.Vatandaşa güler yüzlü davranacaklar, üretken olacaklar.Tüm bunları 700 TL civarında ev kirası,su,elektrik,telefon,giyecek,ısınma,yaklaşık 500 TL yiyecek,300 TL hastaneye ek tetkik ve röntgen parası ödeyip, 1500 TL aldığı maaşla moralini bozmadan yapacaktır. Bilindiği üzere kamu çalışanlarının,İkinci bir iş yapmaları, menfaat sağlamaları ve iş sahiplerinden borç para istemeleri yasaktır. Yasaktır yasak olmasına; ama ailesini geçindirmek zorunda olan ve açlık sınırının altında maaş alan on binlerce memur hafta sonlarında, mesaiden sonra, arta kalan zamanlarda garsonluk, seyyar satıcılıktan şoförlüğe kadar hangi işi bulursa çalışmak ve aile bütçesine ek gelir sağlamak derdindedir. Geçimini aldığı maaşla sağlayamadığı için namusuyla,şerefiyle,alın teri ile yaptığı ek işten dolayı "bu işleri yapmak sana yasaktır" denilerek cezalandırılmaktadır. Bunlara rağmen memurun güler yüzlü olması istenecek. "Enflasyon altında ezilmek memurun kaderi değildir! Memuru enflasyona ezdirmeyeceğiz!" sözü ise iktidardakilerin alışılmış yalanı haline gelmiştir.
Öte yandan alt kademe memurlar ile üst kademe memurların ücretleri arasındaki fark da giderek artmaktadır. Geçim sıkıntısından bunalmış memurun bir de belalıları vardır. Siyaset adamları...

Devlet ve Millet hayatımızın olmazsa olmaz unsuru olan kamu çalışanları yıllarca ekonomik ve sosyal sıkıntıların yanı sıra ayrıca devlet yönetiminin aşırı siyasallaşması sonucunda adeta kapı kulu haline getirilmiştir. Özellikle çok partili hayata geçildikten  sonra seçmene şirin görünmek ve kamu yönetimi üzerinde söz sahibi olmak arzusu siyasetçileri memur ile karşı karşıya getirmiştir. Zamanla bu karşı karşıya geliş, keyfi ve hukuk dışı istekleri kabul ettirmek, direnenleri susturmak noktasına taşınmış; başlangıçta milletvekillerinden gelen baskılar sıradan seçmenlerin günlük talepleri haline gelmiştir. İktidar partilerinin iki hatırlı seçmenin tatmini için görevini yapmaktan başka suçu olmayan memurun çalışma yeri, pozisyonu, hatta yaşadığı yer değiştirilmiştir. İktidar partilerinin yerel örgütlerinin veya hatırlı seçmenlerinin şikâyeti ile suçsuz memurlar için ilçe veya il dışına sürgün kararı çıkarılması alışkanlık haline gelmiştir. Yetmiyormuş gibi, memurların siyasetle uğraşmaları, siyasi partilere girmeleri yasak olmasına rağmen, iktidar değişikliklerinde iktidara gelen partiler: "Bizden değildir." diye on binlerce memur görevden alınmış veya görev yerleri değiştirilmiştir. Yerlerine ise "yandaş" olanlar getirilmiş,getirilmektedir.

Sendika ve örgütlenme hakkından mahrum olan memurlar sürekli olarak, her hükümet döneminde sürecin dışına atılmış, ücretleri tek taraflı olarak belirlenmiştir. Devlete büyük bir güven duyulmuş, devletin haksızlık yapmayacağı düşüncesinden hareketle hakkının verileceği düşünülmüştür. Gerçekten işvereninin devlet olması, devlet ile ilgili kanaat ve değerlendirmeleri değişinceye kadar, hak peşinde olmasını engellemiştir. Çünkü; devlet uzun bir tarihi dönemde ilahi nitelikli olarak algılanmış ve değerlendirilmiştir, ilahi nitelikli devletin ise tabasına da, kendisini temsil edenlere de haksızlık yapacağı veya devletin yanlış yapabileceği düşünülmemiştir. Memurlar Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde eğitimleri dolayısıyla nitelikli işgücünü temsil ettiklerinden; yönetim kademelerindeki yerleri sarsılmaz, hatırı sayılır, ayrıcalıklı bir grup olarak bilinirdi. Demokrasinin gelişmesine paralel olarak devletin, toplumun bir örgütlenme modeli olduğunun anlaşılmaya başlanması; devlet emrinde çalışanlarının da hak alma ve hak aramaya başlamalarını gündeme getirmiştir. Memurların yukarıdaki sebeplerden dolayı sendikal örgütlenmeleri, işçilere göre oldukça geç başlamıştır. Memurların geciken örgütlenmeleri, Türkiye'nin bugünkü tablosunun da göstergesi olmuştur.

Bu gün siyaset kirlenmiş, sosyal barış bozulmuş, ekonomik dengeler alt üst olmuştur. Henüz vakit geçmiş değil. Bizler eğitim çalışanları olarak bozulan dengeleri düzeltmek, çalışma ve iş barışını tesis etmek, ülkede istikrarı ve barışı sağlamak, ülkede yaşanan etnik ve mezhepsel çatışmalara dur deme, Ülkede birlik ve bütünlüğü sağlama adına, Çanakkale'deki o ruhu yeniden diriltmek üzere sendikalı olduk. Bizim düşüncelerimiz, bizim fikirlerimiz bize yeter diyoruz. Güzel fikirleri de paylaşmaya hazırız. Sendikamızın ortaya koyduğu temel ilke ve hedefler doğrultusunda,kuruluş umdelerimize uygun şekilde eğitim çalışanlarının insanca yaşayacağı ortamı gerçekleştirene kadar mücadeleye devam sözü verdik.

TÜRK EĞİTİM SEN’ in sendikalaşması sadece grevli toplu sözleşmeli sendikal hakları alma ve düşük olan ücretlerin yükseltilmesi amaçlarına yönelik bir hareket değildir. Dünyanın kan ve göz yaşına boğulduğu bir dönemde ve geleceğin gittikçe belirsizleştiği bir ortamda Türkiye'nin aydın kesiminin büyük bir ekseriyetini bünyesinde barındıran TÜRK EĞİTİM-SEN; hakkı ve adaleti, insanlarımızın daha mutlu yaşamasını ve milletin hizmetkarı olan devlet anlayışını, tesis edecek çalışmaları hedef almaktadır. TÜRK .EGİTİM-SEN, her düşünceye açık: her düşünceyi içinde barındıran; Türk Milletinin devleti ülkesiyle bölünmez bütünlüğünü kendisine şiar edinmiş, bir kitle sendikacılığının adıdır.

Siyasi partilere karşı ön yargılı ve peşin hükümlü değildir. Her iktidar döneminde eğitim çalışanlarının bizden beklentileri doğrultusunda hareket ettik.Kim eğitim çalışanlarının aleyhinde bir uygulama ve davranış sergilemişse bunların karşısında olduk.

25 Haziran 2001 de yürürlüğe giren 4688 sayılı Kamu görevlileri Sendika Yasası, Kamu çalışanları için bir ilk adım olmuştur. İlklere imza atmak o kadar da kolay değildir. Yüreğini ortaya koyarak memur sendikacılığını bu günlere getirenlere ne kadar teşekkür etsek azdır. Yasanın çıkması konusunda hayli mücadele verilmiştir. Yasanın istediğimiz şekilde değiştirilmesi de vereceğimiz mücadeleye bağlıdır. Bizler çocuklarımızın ülkemizin geleceği ve kendi haklarımız için sendika üyesi olduk. Kendi örgütlü gücümüzü kullanmadan hak almak kolay değildir. Düşüncemiz; Sendikasız eğitim çalışanı kalmamalıdır. Eğitim çalışanları olarak yasanın bizlere verdiği demokratik hakları en iyi şekilde kullanmalıyız. Nasıl olsa alınan haklardan üye olan da olmayan da faydalanıyor diye çalışanlar sendikalara üye olmazsa veya bu düşünce ile istifa ederek sendikaları zayıflatırsa haklarımızı almamız zorlaşacaktır.

Bilindiği gibi güç sayı ile orantılıdır. Ayrıca hiçbir sendikaya üye olmadan, hiçbir bedel ödemeden başkasının mücadelesinden rant elde etmenin doğru bir davranış olmadığı da bir gerçektir.

Önümüzdeki zaman içinde sendikalı olanla olamayan arasında bir farkın olması için kanuni düzenlemelerin yapılması yönünde gerekli olan çalışmalar yapılacağı kuşkusuzdur.Bugün için sendikalı olanla olmayan arasında 120 TL’lik bir fark vardır.Bu fark gelecek yıllarda daha da artacaktır.Bunun dışında sendikalı olanlar başka haklara da sahiptir.

Artık sendikalara üye olmamak için basit bahanelerin arkasına sığınmayalım. Ülkemizde gelişen olumsuz olaylar karşısında birey, vatandaş olarak kendimizi sorgulamamız lazım.
 
TÜRK EĞİTİM-SEN toplumun,  üyelerimizin hak ve menfaatlerinin korunması noktasında güzel ve hayırlı işler yapmaktadır.TÜRK EĞİTİM SEN, ne yapıyor ki,diyenlere http://www.turkegitimsen.org.tr   internet adresine girip,ne yapıldığını görmelerini isterim.Ne yapıyor ki,diyenlere sendikamız TÜRK EĞİTİM SEN’ in hazırladığı “Sendikalar ne işe yarıyor” broşürünü okumalarını tavsiye ederim.

Güzellikler bariz şekilde ortada iken insanların zaman,zaman yaptıkları haksız eleştirilerini anlamakta bazen güçlük çekiyorum. Hangi etkinlikten ve eylemden bahsedeyim bilemiyorum.

Bugüne kadar sendika üyesi olmamışlar  zaman geldi geçiyor. İşimizle ilgili sorunları çözmek,insanca yaşayacak ücreti almak için daha neyi bekliyoruz.İnsanlar Türkiye'de artık "sadece şikayet eden" konumdan "şikayet edilen, durumların düzeltilmesi için bir şeyler yapan" konuma gelmelidir. Çünkü ülkemizde yaşanan sorunların sadece evlerde,öğretmen odalarında, iş yerlerinde, lokallerde yapılan sohbetlerde çözülemeyeceğine, çarpıklıkların bu şekilde düzeltilemeyeceğini görmelidir..Artık devir,örgütlü,sendikalı olma devridir.

Sendikalı olmanın tek adresi vardır.Bu adres Türk Eğitim Sen’dir.Her 15 Mayıs tarihinde TÜRK EĞİTİM-SEN' in Eğitim işkolunda sürekli söz sahibi ve yetkili sendika olmasını, hak ettiğini almak, hak ettiğin muameleye tabi olmak,Onurlu ve insanca yaşamak istiyorsan; ülkemizin tarihine, kültürüne, kimliğine bağlı bir ülke olarak yoluna devam etmesini istiyorsan; TÜRK EĞİTİM-SEN' e üye ol; üye isen üye bul.

Çünkü;Ülkemizde yönetenlerin yaptığı yanlış uygulamalara karşı,tüm açmazlara rağmen ülkemizin en büyük sivil inisiyatif kuruluşu olan TÜRK EĞİTİM SEN ’in mensupları “Menfaatlerinin esiri olanlar şereflerini hiçe sayarlar” düsturundan hareketle,şahsi çıkarlarını düşünmeden her gelişmeye müdahil olmaya ve tavır koymaya gayret göstermiştir.TÜRK EĞİTİM SEN sadece doğruları savunan,Milli ve Manevi değerlerden ödün vermeyen sendikacılık yapmaktadır.İşte bu anlayışımız ve samimiyet duygumuz,şeffaf yönetim anlayışımız,karşılıklı güven içinde bulunmamız,sadakat ve doğruluğumuz TÜRK EĞİTİM SEN’ i bir marka yapmıştır.TÜRK EĞİTİM SEN tüm yönleriyle yalnızca eğitim çalışanlarının değil,Türkiye’nin sendikası olmuştur. 
    
Gelişen olumsuzluklar karşısında nemelazımcı olamayız; çünkü bu insanın fıtratına aykırıdır. Karanlığa küfretmektense bir mum yakmak daha akıllıca bir davranış olacaktır.
 Unutma ki: "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır." Unutma: "Birlikten kuvvet doğar." Bölme, bölünme!

Öyleyse: "Bir olalım, iri olalım, diri olalı